BirGün Gazetesi Serbay Mansur ile Işık Baykurt Röportajı

25 Nisan 2016 Pazartesi

Bir mücadele insanı Fakir Baykurt. Burdur Akçaköy'de başladı yaşamı. 1948'de Gönen Köy Enstitüsü'nü bitiriyor. Ardından Ankara Gazi Eğitim Enstütüsü ve 68'e uzanan süreçte hem kavgada hem kitap başında yerini alıyor Baykurt. Türkiye Öğretmen Sendikası genel başkanlığı yapan Baykurt, 1971'de tutuklandı, yargılanıp beraat etti. Üretmeye ve kavgaya devam etti. Köy edebiyatında simge isim oldu. Yılanların Öcü kitabı, 1969 Öğretmen Boykotu unutulmayanlar arasında. Köy Enstitülü Fakir Baykurt'u, onu en yakından 'baba' olarak tanıyan isimlerden kızı Işık Baykurt ile konuştuk. 17 Nisan enstitülerin kuruluş yıldönümünde raflarda yerini almaya başlayan daha önce Türkiye'de basılmayan Fakir Baykurt imzalı Unutulmaz Köy Enstitüleri kitabını konuştuk, hem de bir dönemi anlattı Işık Baykurt.

Kitap okuyan kız çocuğunu önemsedik

Unutulmaz Köy Enstitüleri kitabı daha önce Almanya'da basıldı. Bu defa ilk kez Türkiye'de Literatür Yayınları tarafından basıldı ve dün dağıtımına başlandı. Işık Baykurt kitabı anlatıyor: Zor oldu. Uzun bir dönem yeniden Türkiye'de basılması için çalıştık. Kardeşim Tonguç grafiker olduğu için tasarım kısmıyla titizlikle ilgilendi, ben daha çok içeriğe yoğunlaştım.

Kitabın kapağı için çok sayıda alternatif vardı. Günümüz açısından da en önemlisinin kitap okuyan kız figürü olduğunu düşündük. Kitapta söyleşiler, babamın dergilere yazdığı yazıların tamamı var. Bu kitabı okuyan bir kişi Köy Enstitüleri hakkında etraflıca bir bilgiye sahip olacak. Temel bir başvuru kitabı gibi. İzmir Kitap Fuarı’nda ve raflarda kitap yerini aldı.

'Öğretmen yazdığımı çizerdi'                                                   asilamayan-bir-deneyim-koy-enstituleri-yazi-dizisi-meger-babam-iyi-adammis-129039-1.

"Yazar, öğretmen Fakir Baykurt’u tanıyoruz. Ama bir baba olarak nasıl biriydi?" diye soruyorum Işık Baykurt'a. Çocukluğu, babasıyla arasında fırtınalı geçiyor. 17 yaşına kadar babasının kitaplarını okumamakta ısrar ediyor Işık.

Yıllar geçip yetişkin olduğu yıllarda başlıyor aradaki buzlar erimeye. Bakın Işık Baykurt o dönemi nasıl anlatıyor: Burdur’da Fakir Der var. Her sene yıldönümünde anmalar yapar. Orada yönetim kurulu üyesi olan bir akademisyen çocuk gelişiminde okuyan gençlere Fakir Baykurt’la ilgili ödev veriyor. Çocuklar bana ulaşıyor. 'Fakir Baykurt nasıl bir baba' diye sordular. Ben de dedim ki 'hiç iyi baba değildi.' Aman Allahım… Etraf çalkalanıyor. Nasıl Fakir Baykurt kötü baba derim. Sonra açıklamaya çalıştım. Fakir Baykurt’un kızı olunca sizi herkes öyle tanıyor. O dönem ‘Fakir Baykurt’un kızısın aman gülüşüne dikkat et, oturuşuna dikkat et.” Okulda öğretmen geç kalınca yer yerinden oynardı, öğretmen gelince de kimseyi görmez 'Işık yakışıyor mu sana' diye azarlardı. Türkçe dersinde kompoziyon yazıyorum. Öğretmenim 'Fakir Baykurt’un kızına yakışır mı!' deyip çiziyor.

Evde parmak ucunda yürürdük

"Çocukluğumda yeter artık dediğim çok oldu" diyerek o döneme ilişkin öfkesini anlatmaya devam ediyor Işık Baykurt: Fakir Baykurt’sa Fakir Baykurt… O benim babam. Ben onun gibi olmak zorunda mıyım? Babam o dönem Türkiye Öğretmenler Sendikası Başkanı… Ciddi bir sınavla karşı karşıyayım. Küçük bir çocuğun üzerinde sorumluluklar yüklenmiş… Babanın şu kitabını okudun mu? Her yerde bu soru. Çok kitap okuduğum halde o dönem babamın kitaplarını okumamakta ısrar ettim. Babam evde çalışıyor, kitap yazıyor. Aman çocuklar sessiz olun, evin içinde Tonguç’la birlikte ayak parmakları üzerinde yürüdüğümüzü hatırlarım.

Babamı okumadım gizli gizli zevk aldım

Işık Baykurt babasının kitaplarını neden ısrarla okumadığını şöyle anlatıyor: Babamın kitaplarını okumamak ondan intikam alıyormuş gibi gelirdi. Gizli gizli büyük keyif alırdım. Babam kitaplarını okumadım diye de hiçbir zaman kızmazdı. Yakınanlara da ‘olsun başka yazarları okuyor’ derdi. Köy Enstitüleri üzerine çalışan bir Alman o dönem babamın yardımına karşılık teşekkür etmek için bizi Almanya’ya davet etti. Tabi İngilizce bildiğim için ben gittim. Lisedeyim. Yanımda birkaç kitap aldım. Gittim. Orada babamın kitapları rafta sıra sıra duruyor. Kitaplarımı okudum. Elimde kitap yok. İnatlaşıyorum. Sonra şöyle sıkıla sıkıla raftan bir kitabını alıp okudum. İlk defa o zaman babamın kitabını okudum. 17 yaşındaydım galiba. Bir çocuk için bir ünlü, tanınmış bir insanın çocuğu olup olmamanın karşılığı yok. Baba sıcaklığı, baba-çocuk iletişimi arıyorsunuz o yaşlarda. Babamla yıllar sonra o sorunları çözdük. Yaşım ilerleyince özellikle sıkıntılı dönemlerimde çıkar babamla yürür, sıkıntılarımı anlatırdım. Yürürken özellikle konuşmayı severdi. Ama ben anlattığımda dinler ve sonunda sadece fikrini söylerdi. Bugün arkaya dönüp baktığımda, “meğer babam iyi adammış” diyorum.

 

Işığı sönmeyecek

Babam eğtimci ve yazar kimliğinin yanında aynı zamanda bir mücadele insanıydı. Vefat ettiği yıl 1999'da ÖDP İzmir Milletvekili adayı oldu. Son nefesine kadar başucunda kitapları, eksik bıraktığı yazın dosyası ve mücadelesi vardı. Kıymetlim biricik kardeşim Sönmez. Babamın cenazesindeyiz. O zaman ÖDP'li yoldaşları benim ismimle kardeşimden slogan türettiler. 'Işığı sönmeyecek' diye. Kardeşler duygulandık. Başka bir şey tabi. Sonraki yıllarda o slogan başka cenazelerde kullanıldı.

Geçmişin çok gerisindeyiz

Başka bir soruya geliyoruz? 'Bugün açısından Köy Enstitüleri ne ifade ediyor?' Şunları anlatıyor Işık Baykurt: Eğitim bilimci değilim. Burada bugün bir anne olarak bu soruyu yanıtlayabilirim.

Ensar Vakfı’nda ortaya çıkan gerçekten sonra yüreğim iyice sıkışır oldu. Art arda cinsel istismar haberleri geliyor. Akıl sır erdiremiyorum. Babamın kitabını yayına hazırlarken bir bilgiyle karşılaştım. Köy Enstitülerine çamur atma döneminde kız ve erkeklerin birlikte eğitim almasından oynanan halk oyunlarına kadar laf söylemeler, dedikodular… İvriz Köy Enstitüsü’nde yine şimdi ismini hatırlamadığım bir müdür… Gece kapısı çalınıyor. Köyden bir bey, arkasında yedi hanım! Bu hanımların çocukları enstitüde okuyor. Köyde dedikodu dönüyor: Çocuklar dereye atlayıp intihar etmiş diye. Müdür anlatıyor: "Bizim, erkek eğitmen olarak, okul idarecisi olsanız bile kız öğrencilerin olduğu yatakhaneye girmemiz uygun değildi. Bir kadın öğretmeni uyandırdım. Kızların yatakhanelerine gitti. Arkasından anneleri. Kızlarını görünce rahatlıyorlar."

Anlayışa bakın. Erkek müdür o dönem yatakhaneye girmeye kendinde hak görmüyor. Ensar Vakfı’ndaki tecavüz ortaya çıktığında ilk aklıma bu geldi.
Biz çocukken hiçbir dönem böyle kötü hissetmedik. Geçmişin çok gerisindeyiz.

*****

Yeni kitaptan kısa bir pasaj                                                                                 asilamayan-bir-deneyim-koy-enstituleri-yazi-dizisi-meger-babam-iyi-adammis-129040-1.

Türkiye'de ilk defa yayımlanan Unutulmaz Köy Enstitüleri isimli kitaptan kısa bir alıntı: "Enstitüler sadece 11 yıl açık kaldı. Bunun da yarısı ilkelerinde saptırılmış dönemdir. Bu kısa süre içinde 1600 sağlık bakıcısı, 8000 eğitmen, 17000 köy öğretmeni yetişti. Köy Enstütülerinin yerini yeniden klasik öğretmen okulları aldı. Türkiye'de köy sorunu, onunla birlikte yeni anlamlı İlköğretim büyük savsamaya uğradı. Cumhuriyetin kurulmasıyla yere serilmek istenen gericilik, sindiği yerden kalkıp sadece enstitüleri değil, Cumhuriyetle gelen reformların çoğunu yuttu, Türkiye aydınlanmasını yolunu kesti...

Eğitim sorunu da sadece köylerde değil, köyleri boşatıp göçen köylülerin toplandığı şehirlerde alabildiğine büyüdü, bir kördüğüm halini aldı. Demokrasinin yanısıra gelişen demagoji, çok partili döneme geçer geçmez çok sayıda Kuran kursu, çok sayıda imam haip okulları açılmasını sağlamıştı. Artık köy çocukları buraya gidiyor., ezbere dersler okuyarak yetişiyordu. Elli yılda yetişen imam hatip sayısı yarım milyonu geçti. Köy Enstitüleri ise kendileri yaşamda olmadığı halde, yetişen öğretmenlerin niteliği ve bunların eğitim, sanat dünyasına katkıları dolayısıyla, düşünce olarak yaşamayı sürdürüyor. Kurumlar boğularak ödürüldü ama düşünce diri. Düşünce kafalarda ve gönüllerde yaşıyor. "

Yorum yap